İçeriğe geç

Kalp

Kategori: Kitap

İskender Pala’nın romanlarını her zaman çok sevdim. Özellikle Babilde Ölüm İstanbul’da Aşk’ın yeri çok ayrıdır benim için. Kalp isimli eserini çıktığını duyduğum gibi içeriğinin ne olduğuna bile bakmadan, yine roman sanarak internetten sipariş ettim. Ancak gelince gördüm ki eser bu sefer roman değilmiş. Yazar bu sefer bizi başka hayatların, olayların arasında bir yolculuğa çıkarmak yerine bizi kendi içimize yöneltmeyi tercih etmiş. Hayatımda şu sıralar hissettiğim boşluk hissi içerisinde ne yapacağımı, neden bu dünyada olduğumu, gerçekten ne istediğimi bilmeden dönüp dururken şans eseri böyle bir eseri okumak bana çok iyi geldi. Kalplerini temizlemek isteyen ve bu dünyada bir yaratıcı olduğuna inanan ya da inanmak isteyen herkese de iyi geleceğini düşünüyorum. Birazdan yazacağım şeyleri sizlerle paylaşmaktan daha çok bana bir rehber olması, yolumu aydınlatması için yazıyorum. Ancak buna ek olarak bir kişiye bile ilham olabilirse, kitabı okumasını sağlayabilirse ne mutlu bana.

Photo by Hush Naidoo on Unsplash

Aklın yolu bilgiye, kalbin yolu bilgeliğe… Ya sen yolcu? diyerek başlıyor usta kalem İskender Pala, kalbimizi bize tanıtmaya. Ona göre kalp; mutluğun da göz yaşının da içinde bulunduğu bir zıtlıklar mahzeni. Bir kas yığını, et ile kan; madde ile mana. Yazıdan, medeniyetten önce bile var olan daha da ileri gidecek olursak insan henüz cennetteyken bile var olan bir edebiyat sanatı, bir kuştur kalp. Evet kalp bir kuştur der ve bunu Nebi’nin şu dizelerine dayandırır: ‘’Kalpler her saat yer ve şekil değiştirme konusunda kuşlara benzer.’’ ve ‘’Kalp çölde bulunup rüzgarın alt üst ederek çevirdiği kuş tüyü gibidir.’’ Pala’ya göre Allah, kendi hakikatini insana yakınlaştırmak için kalpleri bir özleyiş yurduna çevirmiş. Bu özleyiş akla yüklenmiş olsaydı belki tek boyutlu olacaktı ama kalbe yüklenince daima bir dalgalanmayla şekilden şekle, suretten surete, halden hale dönüşüp duruyor.

Photo by Gerson Repreza on Unsplash

‘’Aklın yolu bilgiye, kalbin yolu bilgeliğe… Ya sen yolcu?’’

Yazar Kitabını 3 bölümde ele almış. Bunlar; Kalp külliyatı, Kalp Muhteviyatı ve Kalp Spektrumu.

İlk bölümde Kalbin anatomisini çizerken şöyle diyor yazar: Bilim insanları kalbin zekasının, aklın zekasından ileri olduğunu ve kötü düşüncelerin bu yüzden hep ona zarar verdiğini söylüyorlar. Yani erdemlerin dışında kalan her türlü insanlık halleri kalbi kirletiyor. Yalan, kin, düşmanlık, çekememezlik, haset, kıskançlık vs… Bu yüzden de kirli kalplerimizi temizlememiz gerektiğini söylüyor. Çünkü kalbi temizlemek insana büyük bir rahatlama hissi verir ve yeniden doğmak gibi bir şeydir. İnsan kendisine verilen irade ile kötülüğe yönelirse ilahi güç de onun kötülüğe saplanmasına neden olur fakat iyiliğe yönelirse güzelliklere ulaşır.

‘’Eğer kalbimiz arınmışsa içeriye kötülük ve çirkinlikler değil iyilik ve güzellikler girecek, iyi ve güzel icraatlara başlayacaktır. Madem kalbimiz, pozitif ve negatif üretimleriyle aklımızın, ruhumuzun, nefsimizin ve cümleten canımızın ev sahibidir, bari kiracılarımızı iyi seçmeli ve ardından da memnun etmeli değil miyiz? Ancak o zamandır ki kira bedeli olarak her birinden irfanlar, asaletler, derinlikler, yücelikler vs. süzebilelim. ve insan denilen karmaşık varlık için kalbimizi bir marifet mekanı yapalım.’’

Kalbimizi temize çıkarabilmek için en büyük yardımcılarımız ise sabır ve açlıktır. Bunlar nefsin ve nefsani duyguların bekçisidir. Bizlerin de Hz. Yusuf gibi nefsimize asla güvenmememiz ve ondan her zaman Allah’a sığınmamız gerekir. İşte bu yüzden yazar kişinin nefsini sevmesi ölüm, öldürmesi ise hayattır der.

Kalp eğer görevlerini yerine getiremez olursa hastalanmıştır. Kalbin görevleri yazara göre şunlardır: ‘’Sevgi, dostluk, marifet, şükür, haya, iyilik gibi sayısız erdemler.’’ Bunlar vasıtasıyla kalp bizi yönetir. Ancak kalpte bir hastalık olduğu zaman bu güzelliklerini yerini kötülük ve şehvet alır. İşte bu hastalık ise kişiyi alçaltır. Hasta kalbi tedavi edebilecek yegane şey ise erdemlerdir.

‘’Kalplerimizi yoklayalım isterseniz ve görelim içinde sevgili kılığında kaç adet hastalık var. Hırs, para, marka tutkusu, şöhret, eğlence, cehalet, kötülük, dedikodu, sahiplenme arzusu vs. En sağlam ve sağlıklı kalp, hiçbir sevginin( ihtiraslar, tutkular, para vb.) ve sevgilinin(eş, evlatlar, dostlar, zenginlik, makam vb.) hakiki Sevgili’den kendisini alıkoyamadığı kalptir. İçinde hakiki Sevgili’ye ortak ettiğimiz kaç sevgili var? Kalbini hastalıktan koruyabilenler kalbin aynı zamanda bir şifacı olduğunu da göreceklerdir. Kalbin bizahiti kendisi bir hekimdir. Rastladığı acıyı dindirmek, her ıstıraba merhem olmak, kederleri sevince dönüştürmek onun yaratılışında vardır. Hastalıkların yol açtığı acılar bedenimizin doğasında değil ruhumuzdadır. İnsan ve insanlık sancılanmaktadır ve yalızca kalp onun sancısını giderebilecektir.’’

Kötülüklerle, günahlarla kirlettiğimiz kalp aynamızı Alaadin’in sihirili lambası gibi ovalayıp tekrardan parlatmamızı ve bunu yavaş yavaş; hayatımıza her gün bir iyilik ekleyerek, her gün bir kötülüğü terk ederek yapmamızı öğütlüyor yazar. Kalbimizdeki İs ve pusu dağıtan sevgi ışığı işte böyle güzel tavırlar ve erdemlerle canlanır. Yeter ki Ruhumuzu dinleyelim ve düşünelim. Önemli olan o küçük adımı atmak ve bunu düzenli olarak yapmaktır.

Photo by Simon Migaj on Unsplash

Aşk konusunda ise yazar ikili bir ayrıma gidiyor. Beşeri aşk ve İlahi aşk. Vuslatı ulvi maksatlar için büyük bir nimet olarak görüyor.

‘’Aşık kalplerin vuslattan ziyade ayrılık istediğini biliyor muydunuz? Bunun sebebi kalbin, vuslatı bir defa, ayrılığı ise her an yaşamak üzere yaratılmış olmasıdır. Bir aşık, sevgilisinin ayağının geliş sesini dinleyerek kıyamete kadar acıkmadan, susamadan mutlu yaşayabilir ama sevgilisi geldi anda gitme ihtimali de belirir. Burada aşığa düşen ya o anda can vererek vuslatı sonsuza uzatmak veya bu mısrada oldğu gibi vuslatı hiç istememektir. Çünkü vuslat, henüz kemale ermeyen aşkları bitirir.’’

Photo by Fabrizio Verrecchia on Unsplash

’Beşeri aşkın gayrimeşru vuslatı tehlikelerle doludur. Kalpte sevgiyi çoğaltmak veya hasreti yeniden biriktirmek bu tehlikelerin bazılarını bertaraf edebilir. Sevgiliyle karşılıklı oturmak, yüz yüze veya aynı noktaya bakmak, şiir okumak, sevgiliden utanacak kadar terbiyeli davranmak, güzel şeylerden bahsetmek veya sevgiliyle beraber gülmek kalpte sevgiyi arttırır. Sevgiliye bakmak kalpteki aşkı güzelleştirir. konuşmak zenginleştirir. Bakmayı ve konuşmayı zerafetle sürdüren kalplerde aşk çoğalırken bunu hoyratça ve kabalıkla yapanların sevgisinde azalma olur. Beşeri aşkın meşru vuslatı iki aşığı her anlamda birbirine yâr eyler ve arada kopmaz bir dostluk bağı başlatır. Sevgiliyle dost olanlar büyük bahtiyarlıktadır. Aşığa düşen hem kendisine hem de ona ait haya, saygı, dostluğu zedeleyici söz veya tavırlardan kaçınmaktır. Bunu yapmazsa gitgide sevgisi azalır ve sevgiliyi kaybeder.’’

Yazı hacminin daha da büyümemesi için Kitabın kalan kısımlarından hızlıca aktaracaklarım şunlar:

Sabır…

Sabır bir meyveye benzer. Meyve gibi zamanla olgunlaşır ve daha da güzeli kalbi kıvama getirir. İyilikler ve erdemler sabırla sürekli yapılırsa bir anlam ifade eder. Kalbimizi tam manasıyla temizler.

Kibir…

Başkalarını alçak görme hastalığı. Gerçekten senin bile olmayan dünyalıklar için senden hiçbir farkı olmayan insanları hor görmek. Kalpteki bu hastalığın tek çaresi ise tevazu limanına sığınmak. Nabi’nin beyitinde dediği gibi: ‘’Ey insan, dünya denen şu meyhanede(küçük dağları ben yarattım havasıyla) çok da gururlanma ki biz bu dünyada nice gurur sarhoşunun, sarhoşluğu geçince baş ağrısına yakalandığını görmüşüz.’’

Adalet…

‘’Kalbin en ziyade istediği şey adalettir. Adalet hissi kalbe hâz verir.’’

Ağlamak…

Kalbi onaran, ona iyi gelen

Photo by Kat J on Unsplash

Nefret…

‘’Kalpteki sevginin ters yüz edilmiş hali.’’ Yazara göre nefret sevginin zıttıdır. Ancak kişi ve olaylardan ziyade bizim o şeylere yüklediğimiz anlamların bir sonucudur nefret ve ne olursa olsun sevgiye zarar verir. Nefret etmek de enerji ister, yine bizden götürür. Bu durumda en doğrusu enerjimizi nefrete değil de sevgiye harcamak değil midir?

Önyargı…

‘’İnsanları gördükten sonra tanımlamak yerine tanımladıktan sonra görmek.’’

Son Söz

Hayat koşuşturmacası, teknolojik bağımlılıklarımız derken bir an durmuyoruz, nefes almıyoruz, düşünmüyoruz. İlişkilerimiz basit ve yapmacık. Hatta artık gençlerin büyük çoğunluğu arkadaşlık uygulamaları üzerinden ilişkiler kuruyor. Her şey çok ruhsuz. Ruhumuzun gerçekten neye ihtiyacı var? O okulda neden okuyorum, o işi neden yapıyorum diye neden hiç düşünmüyoruz? Bundan 100 yıl sonra hiçbirimizin olmayacağı bu dünyada bu kadar nefret, kibir, kıskançlık ve kavgalar çok fazla değil mi?

Kalplerimizdeki kötü erdemlerin yerine zamanla ve sabırla iyilerini tek tek koyup, huzurlu, topluma yararlı insanlar olmak ve günümüzdeki yapmacık ilişkilerden, boş zaman kayıplarından kurtulup kendi benliğimizi geliştirmek bizim elimizde. Modern hayatın ve bu sistemin bize dayattıklarına mecbur değiliz. Kalplerimizi susturup, düşünmeden yaşamak zorunda değiliz. Yapmamız gereken tek şey biraz olsun durup Kalbimizi dinlemek.

Bilmiyorum kalbimi tedavi edip iyiliğe yönelecek kadar zamanım kaldı mı ama bu hayattan göçtükten sonra benden geriye ne kalmasını istediğimi düşündüğüm zaman; sevdiklerim, bana iyi bir insandı ve kimseyi incitmezdi desinler istiyorum. Kimsenin kötülüğünü istemez, arkasından konuşmazdı desinler. Bir de çok kitap okuyup çok yazardı desinler.

Hoşça kalın.

Photo by Andrik Langfield on Unsplash

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir